21 Ağustos 2013 Çarşamba

27 Mart 2013 Çarşamba

Anonim Şirketlerde Sermaye Artırım Başvurusu Nasıl Yapılır


Anonim Şirketlerde Sermaye Artırım Başvurusu Nasıl Yapılır
Anonim şirketlerde sermaye artırımını tescili için, esas sermaye sisteminde Genel Kurul kararı, kayıtlı sermaye sisteminde ise sermaye artırım işlemlerinin tamamlandığına dair Yönetim Kurulu kararının, bu karar tarihinden itibaren OTUZ GÜN içinde merkezin bulunduğu yerdeki ticaret sicili müdürlüğünden tescil edilmesi talep edilmelidir.
Sermaye artırımının genel kurul ya da yönetim kurulu karar tarihinden itibaren ÜÇ AY içinde tescil edilmediği takdirde, bu kararlar geçersiz hale gelirler. Sermaye artırımı için bankaya bir beden yatırılmış ise bu durumda söz konusu sermaye artırımına ilişkin kararın ÜÇ Ay içinde tescil edilmediğine dair sicil müdürlüklerinden alınacak yazı ile birlikte bankaya müracaat edilmesi halinde bu paralar iade edilir.

23 Mart 2013 Cumartesi

İKİ DÖNEM ÜST ÜSTE MECLİS BAŞKANLIĞI YAPAMAMAK ANAYASAYA AYKIRIDIR


İKİ DÖNEM ÜST ÜSTE MECLİS BAŞKANLIĞI YAPAMAMA HÜKMÜ ANAYASANIN HUKUK DEVLETİ İLKESİNE AYKIRIDIR
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kamu yararı amacıyla da olsa, bireyler aleyhine yapılacak düzenlemelerde, adalet ve hakkaniyet ölçütleri göz önünde tutulmalıdır. İtiraz konusu kurallarda, üst üste iki dönem aynı görevi yapanların iki seçim dönemi geçmedikçe, bir başka ifadeyle 8 yıl gibi uzun bir süre geçmedikçe, yeniden aynı görevlere seçilemeyecekleri hükme bağlanmaktadır. Seçilme hakkına “fırsat eşitliğini sağlama” gerekçesiyle konulmuş olan 8 yıllık sınırlama, öngörülen amaç ile bireye getirilen sınırlama arasındaki dengeyi, hakkında sınırlama getirilen kişi aleyhine olacak şekilde bozmuş ve bu niteliğiyle getirilen düzenleme ile adalet ilkesinden uzaklaşılmıştır.
Bu gerekçelerle, 18.5.2004 günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 16. maddesinin (5) numaralı ve 38. maddesinin (5) numaralı fıkralarında yer alan “Üst üste iki dönem meclis başkanlığı yapmış olanlar, aradan iki seçim dönemi geçmedikçe aynı göreve yeniden seçilemezler” ve aynı Kanun’un geçici 10. maddesinde belirtilen “…üst üste iki dönem süresince meclis başkanlığı, yönetim kurulu başkanlığı, konsey başkanlığı ve Birlik Başkanlığı görevlerinde bulunanlar aradan iki seçim dönemi geçmedikçe aynı görevlere yeniden seçilemezler” şeklindeki düzenlemelerin, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesine aykırı olduğundan bu nedenle iptaline karar verilmelidir.

21 Mart 2013 Perşembe

Yoksulluk Nafakası Nedir


Yoksulluk Nafakası Nedir
Yoksulluk nafakası boşanma davasında boşanma kararı verilmesinin ardından taraflardan birinin yoksulluğa düşmesi halinde, kusursuz olsa bile değer eş tarafından verilen nafakadır. Yoksulluk nafakasında amaç, boşanma gerçekleştiğinde yoksulluğa düşecek olana tarafı bir nevi koruma altına almaktır.  Yoksulluk nafakasının kusursuz olan eş tarafından bile ödenme ihtimali bulunmaktadır. Bu hali ile yoksulluk nafakası, yükümlüsüne verilmiş olan bir tazminat ya da müeyyide niteliğinde değildir. Aslında yoksulluk nafakasının amaçlarında birisi de, evlilik birliğinin devem ettiği dönemde, eşlerin bir birine karşı olan bakım ödevinin, evlilik birliğinin ortadan kalkması durumunda da devam ettirilmesini sağlamaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK.)’nun 175. maddesinde, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır. Madde metninde geçen yoksulluğa düşme  durumundan ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumun tespitinde yargısal uygulamalar önem arz etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11/03/2009 gün ve 2009/2-73 Esas ve 2009/118 Karar sayılı kararında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yine, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında asgari ücret tutarı kadar bir gelir elde edilmesi durumunda da yoksulluk nafakasının bağlanabileceği hususu belirtilmiştir.
Bu anlatılanların ışığında, yoksulluk durumunun günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir.
Bu haber www.adliyesarayi.net siresinden alınmıştır.

18 Mart 2013 Pazartesi

Prim Borcunun Emeklilik Aylığı Bağlanmasına Etkisi


Prim Borcunun Emeklilik Aylığı Bağlanmasına Etkisi
Sosyal Sigortalar Kanununa göre  işçi hissesine isabet eden primi, işveren ödemekle yükümlüdür. İşveren prim borcunu işçinin aylığından kesilecek kısmını keser ve kendisine isabet eden primi de ilave ederek SGK’ya ödemede bulunur. Sosyal Güvenlik Kurumu  ödenmeyen primleri işverenden her zaman tahsil etmekle görevli ve yetkilidir. SGK işverenden her zaman primleri tahsil edebileceğinden işverenden primlerin henüz tahsil edilmemiş olması nedeni ile sigortalıya aylık bağlanmaması usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir.
Sigortalı prim borcunun ödenmemesinden sorumlu değildir. Bu nedenle de sigorta prim borçlarının ödenmesinden sorumlu olmayan sigortalının, prim borcunun ödenmediği gerekçesi ile diğer şartları oluşan emeklilik aylık bağlanması talebinin kabul edilmesi gerekmektedir.
YARGITAY
21. Hukuk Dairesi 2012/6298 E.N , 2012/1054 K.N.
İlgili Kavramlar
AYLIK PRİMLERİN TAHSİLİ
EMEKLİLİĞE HAK KAZANMA
YAŞLILIK AYLIĞI
Özet
506 SAYILI KANUN’DA İŞÇİ HİSSESİNE İSABET EDEN PRİMİ İŞÇİNİN AYLIĞINDAN KESİP KENDİSİNE İSABET EDEN PRİMİ DE İLAVE EDEREK SGK’YA ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ İŞVERENE, ÖDENMEYEN PRİMLERİ İŞVERENDEN TAHSİL ETME GÖREVİ DE SGK’YA VERİLMİŞ OLUP, SGK İŞVERENDEN HER ZAMAN PRİMLERİ TAHSİL EDEBİLECEĞİNDEN İŞVERENDEN PRİMLERİN HENÜZ TAHSİL EDİLMEMİŞ OLMASI SİGORTALIYA AYLIK BAĞLANMASINA ENGEL DEĞİLDİR.
İçtihat Metni
Davacı, emekliliğe hak kazandığının tespitiyle, hizmet tespitine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile hizmet tespitine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının, davalı Kuruma bildirilmeyen toplam 4964 gün sigortalı çalışması olduğunun Karşıyaka İkinci İş Mahkemesi’nin 27.09.2007 tarihli, 2006/141 E. ve 2007/500 K. sayılı kararı ile hüküm altına alındığı, bu kararın Dairemizin 27.10.2008 tarih, 2007/23289 E. ve 2008/16641 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, davacının 02.12.2008 tarihli dilekçe ile davalı Kuruma yazılı olarak başvuruda bulunarak, toplam 6074 günlük çalışmasının olduğunu belirterek yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunduğu, işveren tarafından SSK primleri ödenmediği ve tahsilatının yapılmadığı, buna bağlı olarak davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun’un 4759 sayılı Kanun ile değişik geçici 81/B-a maddesindeki 5000 günlük prim ödeme koşulunun oluşmadığı gerekçesiyle davacının talebinin ret edildiği anlaşılmıştır.
506 sayılı Kanun’da işçi hissesine isabet eden primi işçinin aylığından kesip kendisine isabet eden primi de ilave ederek SGK’ya ödeme yükümlülüğü işverene, ödenmeyen primleri işverenden tahsil etme görevi de SGK’ya verilmiştir. SGK işverenden her zaman primleri tahsil edebileceğinden işverenden primlerin henüz tahsil edilmemiş olması sigortalıya aylık bağlanmasına engel değildir.
Yapılan incelemede, davacının ilk sigortalı işe giriş tarihinin 01.05.1979 olduğu, 31.11.2006 tarihine kadar 6074 prim ödeme günü bulunduğu, 02.12.2008 tarihli tahsis talep tarihinde 506 sayılı Kanun’un 81/9. maddesine göre 29 yıl 7 ay 1 gün hizmet süresinin olduğu, 68 yaşını tamamladığı görülmektedir.
Davalı Kurumun, Karşıyaka İkinci İş Mahkemesi kararının kesinleşmesinden sonra diğer şartlar oluşmuş ise aylık bağlama işlemlerini yapması gerekmektedir. Buna rağmen sigortalının sorumlu olmadığı, işverenin ödemekle, Kurumun tahsil ile sorumlu olduğu prim alacağından dolayı davacının yaşlılık aylığı talebinin reddi ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece yapılacak iş, yaşlılık aylığının koşullarını irdeleyip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S o n u ç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 06.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

bu haber www.adliyesarayi.net sitesinden alınmıştır.

17 Mart 2013 Pazar

İş İlişkisi Devam Ederken İbraname Düzenlenmesi


İş İlişkisi Devam Ederken
İbraname Düzenlenmesi

İşçi, , bir hizmet sözleşmesine bağlı olarak her hangi bir işte ücret karşılığı çalışan ve bedeni çalışması düşünsel çalışmasından üstün olan kişidir. Bu hali ile işçi,çalışması karşılığında almış olduğu ücret ile kendi hayatını ve ailesi ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin hayatını idame ettirmektedir. Bu sebeple bir işçi geçerli bir sebep olmaksızın, kendisine bağlı olarak çalıştığı işverenini ibra etmez. Böyle bir durum hayatın olağan akışına aykırı bir durum olarak kabul edilmektedir. Borcu sona erdiren hallerden birisi olan ibra sözleşmeleri iş hukukunda sınırlı biçimde yorumlanmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da yer aldığı gibi iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İşçi, çalışma süresince işverene bağımlı bir durumda olduğundan, henüz çalışması devam ederken, çalışmış olduğu işten çıkartılmamak ya da ya da bir kısım alacak haklarına süresinden daha erken elde etmek için bu şekilde bir ibra vermek zorunda kalmış olabilir.

Sendikal Nedenlerle Fesih Halinde İşe Başlatmama Tazminatı


Sendikal Nedenlerle Fesih Halinde
İşe Başlatmama Tazminatı
Geçersiz fesih halinde mahkemece işe iade kararı vermesi halinde işçi işe başlamak için müracaatta bulunur. İşçinin müracaatı işveren tarafından kabul edilmez ise, bu durumda işveren işçiye işe başlatmama tazminatı ödemek zorunda kalmaktadır. İşe başlatmama tazminatı 4857 Sayılı İş Kanununun 21. Maddesinde düzenlenmiştir. 4857 Sayılı Kanunun 21. Maddesinin birinci fıkrası,  “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.”şeklinde düzenleme içermektedir. Söz konusu kanun maddesi ile işe başlatmama tazminatının alt ve üst sınırı kesin bir şekilde belirlenmiştir.
İşe başlatmama tazminatının alt ve üst sınırları konusundaki bu kanun maddesinin istisnasını, 6356 Sayılı Sendikalar Ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 25. Maddesi oluşturmaktadır.
“Sendika Özgürlüğünün Güvencesi” başlığını taşıyan 6356 Sayılı Yasanın 25. Maddesinin 4.Fıkrası, “İşverenin fesih dışında yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir.”şeklindedir. Yine aynı maddenin 5.Fıkrası, “Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun 18, 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdaki hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez.”şeklinde düzenleme içermektedir.

Söz madde metninde ifade edildiği gibi, işçinin sözleşmesinin feshi sendikal bir sebebe dayanıyor ise bu durumda işveren, işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında sendikal tazminat ödemekle yükümlüdür.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 10/07/12 tarih ve 2012/13192 Esas ve 2012/16489 Karar sayılı kararı ile de, “… feshin sendikal sebebe dayanması halinde, işe başlatmama tazminatı işinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirlenmesi gerekir…” şeklinde karar verilmiştir.